31 Temmuz 2009

Cenk


...Cenk odasında yüksek sesle müzik dinliyor. Dinlediği müziğe ellerindeki hayali bagetlerle havaya vurarak eşlik ediyor. Usta bir bateristin bile bu hareketlerle anlamlı bir ses çıkarma şansı yok. Cenk'in performansına bakılırsa, havada sürekli yer değiştiren onlarca bateri olmalı...

Çık artık bre kitap!

26 Temmuz 2009

Egenin Serin Suları

3 günlük "Ege'nin Serin Suları" adını verdiğim tatilcik çoktan sona erdi, ben döndüm kursa devam ettim, kah klimadan kah sıkıntıdan öldüğüm dersler oldu ama bir hafta daha bitti.
Bu yazıcıkta sizlere biraz tatilden bahsedeceğim. Kamil Koç'un garajlarında Eren isimli psikolojisi bozuk asker arkadaş tarafından esir alınmamla başladı tatil. Banklarda oturup otobüsümün gelmesini bekliyordum ki yanımdaki adam (Eren) kendi kendine konuşmaya gülmeye filan başladı. Gayri ihtiyari yüzüne baktım (bu psikolojik deli nasıl bir surata sahip diye merak ettim sanırım) anında öldürücü darbeyi vurdu. "Merhaba" dedi. "Sıçtık" dedim (içimden). "Merhaba" dedim (dışımdan). "Yolculuk nereye?" diye devam etti. Böyle standartlara uygun bir şekilde başlayan sohbet nasıl oldu da bir anda benim Altınoluk'a onun otobüsüyle gitmemi teklif etmesi noktasına geldi bilmiyorum. Nasıl geldi bilmiyorum ama tam da o noktada (çok şükür ki) otobüsüm geldi.Terli elini uzattı, lanet olası medeniliğin gerektirdiği şekilde ben de uzattım ve el sıkıştık. O sırada telefon numaramı istedi "görüşürüz belki" dedi. "Gerek yok" dedim ama neye gerek olmadığı konusunun ucunu açık bıraktım. Kendisine benim hayatımda hiç gerek olmadığını anlar belki diye..

8 saatlik Altınoluk yolculuğundan sonra Nırlamla kavuştuk. Tatilcik sadece 2,5 gün olduğundan herşeyi çabuk çabuk yapmaya çalıştık. Bir günü de Assos'a ayırdık. Assos tarihi bir mekan. Her yer taş evlerden ve tabii taş otellerden oluşuyor. Hatta bir de tarihi taş iskele var. Ciddi anlamda her şey taştan yani. Tarihi nekropolün bulunduğu tepeye çıkarkenki yolda sağlı sollu kurulmuş tezgahlarda teyzeler amcalar taptaze dağ kekiği ve kendi yaptıkları 0.5 dizenlik zeytinyağlarını satıyorlar.
Assos'un denizi muazzam güzellikte. Tertemiz ve çok berrak. Üstelik serinliği mükemmel, tam kıvamında. Taş oteller önlerine birer iskele kurmuşlar,tatilciler de iskelelerin üzerlerindeki minderlere kurulmuş sessiz sakin güneşleniyorlar..
Biz de Nurla'yla aralarında yerlerimizi aldık. Biralarımızı yudumlayıp zevkten ölerek denize girip güneşlendik. Tabii bu arada meşhur Assos dondurmasından yemeyi de ihmal etmedik. İnce bir waffle tabakasını soğutup sertleştirip içine sarelle sürüp üstüne de dondurma koyuluyor ve üstü yine bir waffle tabakasıyla daha kapatılıyor. -Daha rahat tasavvur edebilin diye fotoğraf ekliyorum hemen buraya- Yemesi biraz meşakkatli ama değer! Saatler ilerledikçe sabahki heyecanımız yerini sıkkınlığa, bıkkınlığa, "Assos da güzel ama sıkıcı beee"lere, "Yok yok buraya böle kalabalık arkadaş grubunla gelicen başka türlü olmaz"lara bıraktı. Ama yine de güzel bir gezi oldu..

Tatilcik bitip de İstanbul'a dönerken beni 11 saatlik bir yolculuğun beklediğinden habersiz bindim otobüse. Saatler ilerleyip de ben hala İstanbul il sınırı tabelasını dahi göremedikçe adeta bir sinir harbi yaşadım kendi içimde. Ve ne olursa olsun pazar akşamı İstanbul'a giriş yapmaya çalışmamam gerektiğini öğrendim. (Benim için gerçekten çok öğretici bir gezi oldu!). Ve yine -zor da olsa- yapış yapış İstanbul'a geri döndüm.. Bu Milliyet tatil ekinden fırlamışa benzeyen yazıyı da burada noktalıyor ve yazma sürecim boyunca flash oyunlardan uzak kalan sevgilim Serhat Arslan'a özel teşekkürlerimi sunuyorum..

13 Temmuz 2009

Kendimi Durduracak Değilim!

Daha önce bir kitabın piyasaya çıkacağı günü bu kadar hevesle beklediğimi bilmem. Hep eski kült kitapları okuyup arayı kapatma derdinde olmuşumdur. Bikaç yazarın yeni kitapları algıda seçiciliğime tabii girmekte ama onların dahi kitaplarını çıkar çıkmaz alıp okuyamam. Ama bu sefer çok heyecanlıyım, hatta belki Budacı'dan bile heyecanlıyımdır :) Çünkü kuvvetle muhtemel başucu kitabım olucak kitap piyasaya çıkmak üzre: Kendimi Durduracak Değilim!

Şöyle bir kuple sunayım size, beni daha iyi anlayabilmeniz için-

"Akşam makarna yaparız" dedi."Tamam" dedim."O sostan da yapar mısın?" dedi."Yaparım" dedim.Yanağımdan öptü.Sevgililiğimiz, makarna yapmanın bile ayinsel bir neşeye dönüştüğü evredeydi.Çok iyi sos yapan modern bir erkek olarak gururla elimi omzuna attım.Telefonum çaldı.Arayan bir arkadaşımdı."Akşam çıkıyoruz" diyerek,normalde derhal koşarak yanlarına varacağım kadroyu saydı.Kolumun altında makarna yemek için sabırsızlanan bir kadın olduğu için bir an duraksadım."Duruma bir bakayım da,seni ararım" deyip telefonu kapattım.Arkadaşıma "durum" demiştim ve şimdi ona bakacaktım.Baktım.Durum da benim yüzüme baktı ve "Kim o?" diye sordu."Arkadaşlar toplanıyormuş da..." dedim.Sesimde "Amaaan bana ne" diyen bir hava vardı.Oysa içimde eski dostların vaat ettiği,kahkahalarla sulanmış topraklara doğru koşma isteği devasa boyutlardaydı.Makarnaysa bir anda ima ettiği aşkın çok uzağında basit bir hamur işine dönüşmüştü.Durum,o an için dünyanın en zor sorularından birini sordu:"Gidecek misin?"Bunun gerçek bir soru olmadığını biliyordum.Cevabın "Yok canım,ne işim var" tonunda ve makarna ayinini zirvedeki yerine iade eden kalitede olması gerekiyordu.Yapamadım.O an aşkı beceremedim ve "Aslında çok oldu çocuklarla buluşmayalı.." dedim.(Arkadaşlarıma çocuklar diyerek hala buluşmayı küçümsemek için debeleniyordum)Bir suskunluk oldu.Sonra Durum,"Gidecek misin?" derken takındığı sevimli yüz ifadesini,sıkıntılı ve hafif kızgın bir mimikle değiştirerek "Sen bilirsin,istiyorsan git!"dedi.Bu cümledeki kelimelerin direkt anlamına kapılıp arkadaşlarına koşan bir saf olmayı çok isterdim.Ama durum öyle değildi.."

Bu her hafta Uykusuzdaki köşesinde yazdığı yazılardan birinin küçük bir kısmıydı sevgili takipçiler. Ben çok çok başarılı buluyorum. Size de esefle tavsiye ediyorum. Hepinizi öpüyorum..

Bu arada ben 3 günlüğüne Altınoluğa kaçıyorum Nırlanın yanına. Ararsanız ordayım yani!Haydi.Bay.
Ola amigos!
Ailenizin blogçusu geri döndü!!
Ama şimdi çok yorgun, ısınık, terli, yapış yapış..
Şimdi yazmicak o yüzden ama yazar yani bekleyin..
1960’lı yıllarda M.C. Escher çok popülerdi; Rolling Stones da... Mick Jagger, bir sonraki albümlerinin kapağını tasarlaması için Escher’e mektup yazdı. Fakat sorun mektuba “Sevgili Maurits...” diye başlamasıydı. İsmiyle hitaptan ve bu tür saygısızlıklardan hiç hoşlanmayan yaşlı Escher cevap yazdı:

“Bana Maurits demeyin.”

-Şeklini yediğimiiin!-

03 Temmuz 2009

Mola

Önümüzdeki bir hafta Samsun'da olacağım sevgili sayısı milyonları bulan takipçilerim!
Denize filan girerim, pide yerim bolbol, arkadaşlarla buluşur gezerim filan çiftlikte, evimizin serin balkonunda oturup çekirdek yerim bulmaca çözerken.. Böyle şeyler yaparım yani, merak etmeyin beni.
Öpüldünüz!

Ben Samsundayken siz de Samson'u dinleyin!
Regina Spektor - Samson

01 Temmuz 2009

Stres atma yöntemleri vol.1: İhtiyaç fazlası parayı çatıdan atmak

Mersin’de bir binanın çatısından havaya 5 ve 10 liralık banknotlar saçtıktan sonra ortadan kaybolan kişinin, 30 yaşındaki çiftçi Mevci Ergün olduğu ve borcundan kurtulmanın sevinciyle stres atmak için 3 bin 500 lirayı saçtığı belirlendi.
Karyağdı Mahallesi’nde yaşayan ve 1.5 yıl önce boşanan bir çocuk babası Mevci Ergün, 5 bin liralık borcunu ödeyebilmek için 29 bin liraya bahçesini sattığını, borcunu ödemenin mutluluğu ile çatıya çıktığını ve stres atmak için de binanın tepesinden toplam 3 bin 500 lira değerinde banknotları havaya savurduğunu söyledi. Merkez Mahallesi İshak Efendi Sokak’ta Esnaf ve Kefalet Kooperatifi’nin bulunduğu apartmanın çatısına çıkıp, 3 bin 500 lirayı havaya saçan Ergün, “En güzel şey ihtiyacın dışındaki fazla parayı dağdan, bina tepesinden atıvermek. Havaya attığın parayı gökyüzünde yıldızlar gibi uçuşunu izlemek zevklerin en güzeli. Ben bu mutluluğu yaşadım, bunu yaşamayan bilemez. Herkese tavsiye ediyorum. Bazı şeyler vardır yaşanmadan anlatılmaz. Tüm insanlara da buradan sesleniyorum; ihtiyaç fazlası paranızı atın. Mutluluğun tadını böylece aldım” dedi.

Ergün, 5 bin liralık borcunu ödedikten sonra içinde büyük bir sevinç duygusu ve heyecan yaşadığını vurgulayarak şöyle konuştu:
“Sevincimi insanlarla paylaşıp borçtan kurtulma stresini üzerimden atmak için kendimi bir binanın tepesinde buldum. Poşetin içindeki paraları havaya savurdum. Yaklaşık 3 bin 500 lira civarındaki parayı havaya atıp onların uçuşlarını izledikten sonra oradan gittim. Kendimi çok rahatlamış hissettim. Ben apartmandan ayrıldıktan sonra attığım paraları vatandaşlar toplamış, polise vermiş. Attığım paradan 825 lirayı geri teslim ettiler. Hiç pişman değilim. Fazla param olsun yine atarım. Ben paraları borcumu ödediğim ve sevinç yaşadığım için attım. Hayatta yapmak istediğim şeylerin başında geliyordu. Elime fırsat geçti, ben de yaptım. Ben bunu sosyal bir aktivite gibi, stres atmak için yaptım.Herkese de tavsiye ederim."

Kusura bakma canım biz senin kadar manyak değiliz!

29 Haziran 2009

28 Haziran 2009

Amnesty international

Uluslararası Af Örgütü'nün reklam afişleri her daim muhteşem oluyo, hep de karşıma çıkıyodu internette dolanırken, ben de çok beğendiğim bikaç tanesini sizlerle paylaşayım istedim şekerler:



27 Haziran 2009

KPSS 2009

Lisans eğitimimin başından itibaren teyzelerin amcaların "Kpss ye de giriyo dimi sizin bölüm?", "Kpss ye de gircenmi?", "Kpss de varmış bak ona da gir!" gibi tavsiyeleriyle hayatıma giren KPSS'yi bugün itibariyle tecrübe etmiş bulunmaktayım. Tabiiki hiç çalışmadan girdim ve tabiiki patladım! Sorular bariz zordu. Bazı sorularda şok geçirdim hatta.(özellikle matematikteki çarpanlara ayırma ve obeb-okek sorularında- konuların isimlerini hatırlıyorum evet ama sadece isimlerini hatırlıyorum!)
Bir soruda RESMEN Türkiyenin dünyadaki ithalat ihracat sıralamasında kaçıncı olduğunu sormuş ki sanırım o soruyu doğru yapanların evlerine madalya filan göndericekler! Zaten fazla kişi yapamayacağı için pek masraflı bişiy de olmaz yani..
Yine bir başka soru da borçlar hukukunun temel ilkesi sorulmuştu ki o soru da her dönem mutlaka bir tane seçmeli hukuk dersi almama rağmen nasıl olup da borçları atlamamı sorgulamama neden oldu ay çok fazla uzun cümle kurdum..
Son soru Nisan G20 zirvesinin nerde toplandığıydı,Londra diye bişey kalmış aklımda tam işaretlicekken yok ya 2012 olimpiyatlarıydı o Londra'da olan deyip işaretlemedim. Sonra eve gelip baktım ki ikisi de Londra'daymış! Fazla bilginin kurbanı oldum iyi mi! (hayatımda ilk defa sanırım)Sakın kimse çıkıp fazla bilgi diye bişey yoktur demesin.Ağzını gırarım!

Fuck you London!

26 Haziran 2009

Enivicivokke

Biloooog,
Maykıl Ceksın ölmeeeş!
Yani tamam bir efsane gitti yok oldu filan ama şimdi her yerde şarkıları çalıcak, böle best ofları çıkıcak ortalığa, caddelerde filan her yerden maykıl ceksın şarkıları gelicek kulaklarımıza böle pis pis 80s 90s. Pek iyi olmadı ya. Neyse, umalım da sadece enivicivokke çalsın herkes!


Sana da baybay maykıl!

25 Haziran 2009

Gıbrıs

Yeter artık yeteeeeeer!
Kıbrıs sorunu, Cyprus issue, Cyprus problem bunların hiçbirini duymak istemiyorum. Her derste ayrı ayrı Kıbrıs görmekten bıktım usandım tiskindim! Bi git ya kıbrıs sorunu, git bi yaaa! Of!
Ayrıca orta doğu, balkanlar, avrupa ve amerika da ölsün!
Afrikaya da kafam girsin!
Aaa ama aids olabirim dimi!
Ayrıca İngiltere Fransa filan gelip kafamı sömürebilir!
Yok olmaz, girmesin tamam.
Egedeki rocky islands sorunu eksikti bi. Çünkü 3tane kayadan oluşan adanın sahibi olunca dünyaya hakim olabilme ihtimali var çünkü hıı hıı!

24 Haziran 2009

Cardiganlar

Bilogcuğm,
bugün senle buaralar pek bi dinleyesimin geldiği bir şarkıyı paylaşiciim.Al.

Cardigans - For What İt's Worth

22 Haziran 2009

Mezunella

İşte karşınızdaaaaaa
Mezunella ve ailesi:

18 Haziran 2009

Daha kısa cümleler, daha başarılı öğrenciler

Yine bir sınav dönemi ve yeni bir teoriyle karşınızdayım arkadaşlar. Yine en gerizekalı insanın bile düşünmeden söyleyebileceği cümleleri bir paragraf kadar uzatarak sanki dünyanın en sayntifik işini yapmış gibi davranan teoristler beni çileden çıkardı. Bu seferki teorim daha da net: Cümlelere kelime sınırlaması gelsin!!
Yani dünyanın hiçbir yerinde hiçbir öğrenci şöyle bir cümleyi okuyup anlamak zorunda kalmasın: "As noted by many European and Middle Eastern scholars who have written on engineers’ and physicians’ unschooled entry into fundamentalist waters in the Arab world, in most cases when these two professional groups set foot in politics, diversity is unrecognized, parochialism is applauded, and there is only one answer to every question and one solution to every problem." (Hatta bu yine iyi, en azından noktalama işareti var, bazılarında o da olmuyo ki onlar iyice ölüm!)
Şimdi bu sevgili yazarımız bu cümleyi ikiye bölse ne kaybeder? Hiçbir şey. Üstelik bir ülkenin öğrencilerinin daha bilgili daha kültürlü ve daha mutlu yetişmelerine sebep olur. Yani gördüğünüz gibi bu teorim de ne kadar basit görünse de yine çok ulvi bir amaca hizmet etmektedir: Ülkenin eğitim seviyesinin yükselmesi!
Evet, bu sefer ki teorimin kesinlikle bilimsel çevrelerce benimseneceğine inanıyorum. Ve gelecekte sevgili cefakar öğrenciler bana minnettar olacak. Hatta hotmailde gizli sorularını "En sevdiğiniz tarihi kişilik?" yapacak ve cevabına da adımı büyük harflerle yazacaklar!

16 Haziran 2009

Astonished


Sağır bir çocuğun işitme cihazıyla kendi sesini ilk kez duyduğu anın fotoğrafı. imiş.

15 Haziran 2009

Finaller başliyeee!


Finaller geldi çattı. Yine post-positivism, critical international theory, terrorism derken yukardaki resimdeki pozisyonda bulcam kendimi! Bitaraftan mezuniyet de yaklaşıyo (hatta bugün cüppe ve kepimim bile aldım:) beterin beteri var mıdır acaba gerçekten, sınav zamanlarını bile aricak mıyım merak etmiyo değilim!

10 Haziran 2009

Awkward Family Photos

Uzun zamandır yazamadım sevgili sevgililerim. Malumunuz Serfat geldi taa uzaklardan, 24 saati de onunla geçirme isteği beni yazmaktan alıkoydu. Ama artık sizi ihmal etmicem söz veriyorum! Zaten haftaya finallerim başlıyo, muhtemelen bişeylere (herhangi) gereğinden çok sinirlenicem gelip gelip size anlatıcam :)
Neyse bugünlük burda bitirip sizlerle ilginç ve komik bir siteyi paylaşmak istiyorum: Awkward Family Photos
Bir de örnek resim koyayım hemen, buyrun..

28 Mayıs 2009

You are the greatest Allahım

Blogumda görüntü kirliliği istemediğim için link vermekle yetiniyorum:
Tıklayalım litfen!

16 Mayıs 2009

11 Mayıs 2009

Ales Show

Bildiğiniz üzere dün İlkbahar dönemi Ales sınavı yapıldı, ben de sabahın köründe kalkıp gitmek suretiyle katıldım. Yıllardır politika siyaset tarih soruları cevaplamaktan, Sovyetlerin dağılmasından, Realizmden, Idealizmden, International Political Economyden, 1. ve 2. Dünya Savaşlarından gına gelmiş bana. Alesteki soruları okurken o kadar eğlendim ki anlatamam..
Gerçi sorular da sağolsun kim hazırlamışsa ilgi çekmicek gibi değildi..
Yarım beyinli balıklar, sebzelerden çalgı yapıp konser veren ve konser sonunda da o sebzelerden çorba yapıp seyircilere dağıtan Viyana Sebze Orkestrası, "eğlenceli olacağını düşünerek" Çorplama diye bir işlem bulan çocuk, Burak ve Fıratın erkek olması..
Ben çok eğlendim soruları okurken, bikaç örnek yazayım da siz de eğlenin:

Bir öğrenci, çarpma ve toplama işlemlerinden esinlenerek
eğlenceli olacağını düşündüğü çorplama
işlemi tanımlıyor. Bu işleme göre, sayılar önce alt alta
yazılıyor, daha sonra sayıların birler basamağındaki
rakamlarından başlanarak çarpma işlemi yapılıyor ve
sonra onlar basamağındaki rakamlarla yapılan
çarpma işleminin sonucuna ilk çarpımdan gelen elde
eklenerek işlemin altına yazılıyor.

deyip rakamlar vermiş,
soruda da sanki çok normal bişeymiş gibi Yukarıdaki çorplama işleminin sonucu kaçtır filan demiş. Acayip güldüm bu soruya sınavdayken :)

Sözel bölümden birkaç paragraf örneği:
(Gülmeniz gereken yerleri kırmızıyla işaretledim size kolaylık olsun diye:)

Denizde toplu hâlde yaşayan Golyan balıkları üzerinde
bilim insanları bir deney yaptılar. Balıklardan
birinin beynini açarak sürüde birlikte hareket etmeyi
kontrol ettiğini düşündükleri bölümünü etkisiz hâle
getirdiler. Daha sonra bu balığı türdeşlerinin arasına
bıraktılar. Bu balığın, sürüyü bırakarak ayrı gezmeye
başladığı görüldü. “Yarım beyinli” balık böyle olunca,
öteki balıklar da onun peşinden gitmeye başladılar.
Böylece “yarım beyinli” balık, “tam beyinli” balıkları
peşinden sürükledi.

Birçok simyacının amacı sıradan metallerden altın
elde etmekti. Bunun için sıra dışı deneyler yapmaktan
çekinmediler. Örneğin Henning Brand, aslan idrarıyla
yüzlerce deney yapmıştı. Ona göre bu soylu hayvanın
idrarında altın bulunmalıydı! Aylar süren çabasının
sonunda kuşkusuz altın elde edemedi ama parlayan
bir madde buldu. Ona, Yunanca “ışık taşıyan”
anlamına gelen “fosfor” adını verdi.

Aslı, Burak, Ceyda, Defne, Esin ve Fırat bir kitabevinden
romanlar, öykü kitapları, şiir kitapları, yemek
kitabı ve dergiler satın almışlardır. Burak ve Fırat erkek,
ötekiler kadındır!!

A a
Ciddi olamazsın ÖSYM!

10 Mayıs 2009

Kardeşini Seç

Bakınız arkadaşlar
böyle bir oluşum var: Kardeşini Seç
Tıklayaraktan kendinize bir kardeş seçebilirsiniz, ona yardımda bulunabilirsiniz, ki burada paradan bahsetmiyorum zaten okursanız göreceksiniz sitede de para değil daha farklı şeyler göndermenizi salık veriyolar..
Ben bikaç ay önce seçtim kardeşimi; Van'dan Perçem :)
hatta ilk mektuplarımızı gönderdik karşılıklı,
abla kardeş olduk bile..

09 Mayıs 2009

Into the Wild

Blogcu gençlik size şahane bi filmin şahane wallpaperını sunuyorum, bu kıyağımı da unutmayın hadi..

Bu da bonus track..
Eddie Vedder - Society


Oh, it's a mystery to me
We have a greed with which we have agreed
And you think you have to want more than you need
Until you have it all you won't be free

Society, you're a crazy breed
Hope you're not lonely without me...

When you want more than you have
You think you need...
And when you think more than you want
Your thoughts begin to bleed
I think I need to find a bigger place
Because when you have more than you think
You need more space

Society, you're a crazy breed
Hope you're not lonely without me...
Society, crazy indeed
Hope you're not lonely without me...

There's those thinking, more-or-less, less is more
But if less is more, how you keeping score?
Means for every point you make, your level drops
Kinda like you're starting from the top
You can't do that...

Society, you're a crazy breed
Hope you're not lonely without me...
Society, crazy indeed
Hope you're not lonely without me...

Society, have mercy on me
Hope you're not angry if I disagree...
Society, crazy indeed
Hope you're not lonely without me...

08 Mayıs 2009

A day in the life of Elüf

Dün uzun zamandan sonra iddaalı bir yaşlı esir alması durumu yaşadım. Genelde Samsuna giderkenki otobüs yolculuklarımda yanıma yaşlı teyzeler filan düşünce başıma gelirdi ama bu seferki 82 yaşında bir amcaydı ve cidden esir alma oscarlarına oynayabilecek kadar başarılıydı..

Hikayeyi baştan anlatayım, dün iş bankasına gittim, extrelerim eve her ay bir zarfta ve üstelik de içinde asla kullanmayacağım milyon tane indirim haberini içeren kağıtlarla dolu olarak gelmesin, ağaçlar ormanlar ölmesin şeker de yiyebilsinler dedim. E-extre gelsin artık mailime dedim fakat İşbankasının Sinan beyi benden bunun için ikametgah istedi!! "Ama niye kiii?" diyerek olayı kendimce sorguladım o anda, Sinan Bey de cevaben banka prosedürlerinden filan bahsetti. Peki dedim tamam gideyim muhtara alıp getireyim size.

Gittim muhtar Çiğdem ablanın yanına, kadın bi baktı ki benim ikametgah kayıp, yok kayıtlarda Elif Ekinci diye biri!! Samsunu aradım Kazancıda görünüyorum, Çiğdeme soruyorum yok! Aynen nüfus müdürlüğüne koştum, kayıtlı olduğuma dair gerekli kayıtları ve kağıtları aldım Çiğdemciğme getirdim, o da beni kayıt etti. Sonra ikametgahımı alıp doğruca İşbankasına gittim evet artık ağaçlar ölmeyebilir dedim ama bunu yaparken dikkat ettiyseniz bir kamyon kağıt döndü bürokratik çarkta..

Neyse asıl olayıma döneyim, tüm bu koşuşturmadan sonra Kabataş iskelesinin önünde bir bankta oturdum Çağlayı bekliyorum bir taraftan da kitap okuyorum (malumunuz entelektüel olmak kolay değil), bir amca sinsi sinsi yaklaştı bastonuyla yanıma oturdu. O anda o kritik eşiği aştım ve kafamı kaldırıp yüzüne bakıp gülümsedim. İşte o andan başlayarak tam yarım saat sürecek olan Ali Cömertoğlu monoloğunun içersindeydim.

Ali beyamca 82 yaşında olup emekli bir deniz subayıymış, aslen Trabzonlu imiş fakat Giresunda doğup büyümüş. Annesi vefat edince üvey annesiyle kalırken tam 3 yıl para biriktirmiş ve 250bin lirası olduğu gün İstanbula kaçmış. Burada yengemizle nişanlanmış. Nişanlıyken yengeyi bir kere yanağından öptü diye hatun bunla 1 ay konuşmamış! Yenge de göçmenmiş bu arada, işte gavur kanı varmış ne de olsa!! falan filan..Bir de yanında çantası var, sürekli anlatıyo, anatırken bir taraftan da o çantadan o an anlattığı olaya ilişkin eski fotoğrafları çıkarıp gösteriyo!! Belgelerle konuşuyor adam!

Konuşmanın bir yerinde (sanırım evlendiklerinde karısının 17 yaşında olduğundan bahsederken) "Ben 17 yaşında kızım olsa Allaha bile vermem" dedi ki o andan sonrasını gülmekten duyamadım!!

Daha sonra bir ara nereli olduğumu sordu, Samsunluyum dedim ki bu benim buraya kadarki süreç içinde ağzımdan çıkan tek kelime idi! "İyi iyi" dedi "Ne demişler Karadenizden kız al, Karadenize kız verme!" Senin şimdi arkadaşın da vardır o nereli söyle bakıym dedi, "Ordulu dedim". "I ıh yaramaz, bas Orduluya tekmeyi" dedi -(Serfat kendini dünya vatandaşı olarak tanımlıyosun biliyorum ama o an bunu o amcaya gerçekten anlatamazdım!)

Böyle işte sevgili izleklerim, zararsızca ne okuduğumu sorarak başlamıştı diyalog (Elif Şafak'ın Araf'ını okuyordum hani şu kapağının üzerinde çikolata resimleri olan "Hatta Ali amca da "Ne okuyosun yemek kitabı mı?" dedi ahahahah) ama uzadıkça uzayıp "Orduluya bas tekmeyi"ye kadar geldi. Ah amca ne tekmesi ne basması şunun şurasında 1 week 1 day kalmış, ona tekmeyi basim de seni mi aliym dicektim de, yanımda kalp krizi filan geçirir diye korkup demedim..

"Ve biterken; Jefferson Airplane - Leaving on a jetplane çalıyordu" gibi de bi kalıp vardı. Penguende biri yazardı sanki. Tam hatırlayamadım ama şimdi. Hatırlayan varsa geri beslesin gençler..

04 Mayıs 2009

This is your captain speaking!

Elifella'nın ekşideki "Takip edilesi bloglar" başlığında boy göstermesiyle blogum ziyaretçi akınına uğradı! 135 online'ı gördüğüm anda çıldırıyodum az daha.Bi blogu bir günde 350 kişi ziyaret eder mi argadaşım,naptınız siz! Hiç mi düşünmüyosunuz sahibesinin akıl sağlığını? Yok izleyers olmalar, yorumlar yapmalar filan..Te allaamm..

Yok lan yok şaka, izleyin, afferim, aynen devam!

01 Mayıs 2009

Disk Amcası

*1 Mayısta Kazancı yokuşundan Taksime çıkmak istemek ama her tarafın barikatlarla kapatılmış olması
*Barikatların önünde bekleşirken birden polislerin barikatları kaldırması ve bizim elimizi kolumuzu sallaya sallaya taksime tırmanmamız
*Bizi gören Süleyman Çelebinin otobüsün üzerinden "Bakın arkadaşlarımız barikatları aşıp geliyooor" diye bağırması ve bizim için "marjinal olmayan" kalabalıktan alkış istemesi-bizim birbirimize "gülsek mi lan" gibilerinden bakışlarımız
*Bunu duyan Disk amcalarından birinin (muhtemelen prototip kafanızda canlandı) duygulanıp ağlaması-akabinde ve detayında bizim de gözlerimizin dolması
*Sonrasında 1 mayıs marşlarının ve sloganlarının icra edilmesi
*Ve uslu uslu eve dönüş
Bunlar herzaman olan şeyler değil..

Timur Selçuk - 1 Mayıs

28 Nisan 2009

Samsın Seyahatnamesi

Hafta sonu güzel memleketimiz samsundaydım sevgili takipçilerim.envai çeşit yemek yedim ve tahmin edersiniz ki pideler de gırlaydı..
Pide yemek haricinde uzun zamandır yapmadığım bir diğer aktivite de arabaya binmek hatta ön koltuğa oturmakmış,bunu fark ettim.İETTden sonra nası rahat geldi o araba,o koltuk.. Bi de araba çok ilginç bişey olm,rafet el roman ve yusuf something düetini bile dinletiyo insana..Tam da bu noktada "ıyy hiç sevmem" derken bir kez daha düşünmek gerektiğini anladım ve kıraç hakkındaki düşüncelirimde fazla fevri olmamaya karar verdim.
Furthermore,anadoluda ne çok reno varmış arkadaş!Eski eski renolar cirit atıyo ortalıkta. 20 yıl geriden geliyo sanki oralar, öle bi hava var ortamda.Garip!

27 Nisan 2009

The Simplest Choice Theory

Birtakım şeylere çok sinirliydim fakat sınav muhalefeti nedeniyle sizlere aktaramamıştım,şimdi müsadenizle içimi dökeyim.

Önbilgi:Siyaset Biliminde rational choice yani akılcı seçim diye bir teori var.Bunu ortaya atan adamımız diyo ki insan karşılaştığı herhangi bir durumda önce alternatiflerinin bir dökümünü yapar,sonra en akılcı geleni seçip hedefe varmaya çalışır.[Hadi yaa!]Tabi o amca biraz daha alengirli ve ingilizce anlatıyor.Goal selection falan diyo mesela,bişey sölüyomuş gibi oluyo o zaman.Halbuki her aklıselimin marketten domat(umut sarıkayacığıma selam olsun) alırken bile gerçekleştirdiği bişey bu,teori filan değil ki!

Bu yılki Theories of IR dersi beni bi konuda düşünmeye sevketti.Bissürü -çok afedersiniz-skindirik herif götlerinden uydurdukları teorileri yine götlerinden uydurdukları elementlerle desteklerken arada olan bize oluyordu.Ben de bu durum karşısında hassasiyetimi gösterdim ve kendi teorimi ürettim: The Simplest Choice Theory!
Teorimiz çok basit.Şuna dayanıyor:Bir insanın önünde birden fazla seçenek varsa,her zaman en kolay olanını seçer.
Şimdi tipik bir uls.ilş öğrencisi olalım ve bunu örneklendirelim:
Düşünün ki siz bir öğrencisiniz ve önünüzde hocanın soracağı 3 adet soru var ve sizden 2sini cevaplamanızı isteyecek.Bu durumda siz en basit olan 2 sini seçersiniz.Evet teorim bu!
Şimdi yine bir uls.ilş öğrencisi olarak ne düşündük teori olur da eleştiri olmaz mı diğmi?Merak etmeyin eleştiriyi de ben yazdım!
Eleştiri de diyo ki; ya hoca sizin böyle bir yol izleyeceğinizi tahmin edip kolay olan 2 soruyu bir gruba koyup sadece 2sinden birini seçtirirse.Öte yandan tabi ki bu eleştiriyi de eleştirenler var!!Neden?Çünkü kıstı!! Diyolarki hoca hocadır onun için kolay zor yoktur hepsini yalayıp yutmuştur, o yüzden bu tip bir soru ayrımına gidemez..

Zihnim bunlarla meşgulken birden kemal karanın lise tarih kitaplarını anımsadım.Ne güzel teorisiz eleştirisiz mis gibi pasajlar.Almanlar yenildi diye biz de yenildik sayılmalar filan.Mercidabık savaşı misal.En kompleks kısım Fetret devriydi onda da Genç Osman tahta çıkıp kapatıyodu konuyu,ne güzeldi lan..

Parantez içinde; resim de ekşibişından arak haa.

25 Nisan 2009

21 Nisan 2009

The Beautiful Occupation

Öğrenim hayatımın umuyorum ki son vizesi olacak olan current issues dersi için İsrail-Filistin sorununu çalışırken şu haritaya rastladım internette. Makalelerden okuyunca da sinirin bi tepene çıkıyo zaten de şu haritayı görünce artık bu kadar da gebeşlik olmaz dedirtiyo..
Paylaşmak istedim..

20 Nisan 2009

Geriye gül!

Sınavlarım var ama blogumu da ihmal etmiyorum sayın seyirciler.Bakın Serhatın gelişi için geri sayım sayacı koydum.Süper lan,ehe :)
Bakıp bakıp heycanlanıcam..
It's the final countdown dırınıınııım dırınııınım

13 Nisan 2009

Tercih

Beklenen bahar sonunda geldi.Havaların gevşemesiyle arka apartmandaki ortayaşlı çift yine bütün gününü balkonda geçirmeye başladı. Ne var o balkonda anlamıyorum, gördüğü manzara da bizim yaşlı apartmanın pörsümüş arka cephesi yani.Ne iş yaparlar ne ederler çok merak ediyorum,memur tipliler sanki. Belki Levent abi gibi onlarla da giderayak tanışırız.Levent abi naapıyo acaba Köyceğizde. Yerine taşınan Borayı hiç görmedim sevmem de zaten!!(bu kısmısı biraz inside joke)

Bi de şu sınavları atlattıkmıydı sevgilinin gelişi cidden yaklaşmış olcak.Gerçi kesin tarihi öğrendikten sonra sanki daha bi geçmiyo günler.Sayılı gün çabuk geçer deyişinin de nasıl koca bir yalan olduğu böyle acı bir tecrübeyle açıklık kazanmış oldu ama olsun kesinlik iyidir gene de.Muğlaklığa yeğdir her daim."Yeğdir" kelimesi de "neden sonra" ile birlikte Gülten Dayıoğlunun dağarcığıma kazandırdığı bir diğer kelimedir.Ama sever miyim,hiç sevmem. (kullanmam da zaten!)Tercih etmeyi tercih ederim her zaman!Gerçi tercih de şimdi bi acayip geldi fazla söyleyince içimden.Tercih ne yaa..

11 Nisan 2009

03 Nisan 2009

Nemo Kafası


Seratla alelade bir msn müebbedimiz -söz sanatlarında iyiyim evet-
seratti haftasonu meyami gezisindedir,geziden sonra annesiyle ve sevgilisiyle msnden eşzamanlı gonuşmaktadır fekat o da ne, pilav yaparken şehriyelerin kızarmasını dahi bekleyemeyecek kadar sabırsız olan elif kişisinin iletilerine geç cevap gelmektedir ve olaylar gelişir:

e: naber canciş napıyon,okul nasıldı,makinan geldimi,geç kaldın haa uykum çok geldi bla bla bla
e: ya bişe diyoz şurda gadaşııım,civap versene
s: annem geldi msne onla gonuşuyom bitaraftan beoo
e: ne diyo annen?
s: napıyon,nası geçti gezi falan
e: ne gezisi,gitmedim ben geziye meziye
e: haee annen sana soruyo dimiii,ya tamam dalga geçme sakın.şapşiyim biraz kısıra bakmıcan artık.
e: ya neden şapşalııım,tüh
s: naber la nemocan,hahahaha,yerim yeer,balık aşkııım
s: sarılıx
e: sarılıx
-mutluson-

01 Nisan 2009

Sen Peyotesin Büyük Düşün

İspanya-Türkiye maçından sonra "bugün cumartesı, ortamlara akmalı her türk kızısı" dedik -yok tabi böyle bi kalıp ben uydurdum şu an- Sonra efendim Peyote'nin sadık müşterilerinden olduğuumuzdan kelli hemen koşa koşa oraya gittik. Öyle minimal minimal takılırken biz, saatler ileri alındı mı sana! Bi de yarın seçim var içki yasağı var şuan kapatıyoz dedikoduları yayılmasın mı, daha fazla dayanamadık tası tarağı toplayıp çıktık. Ama bu kargaşada ben siz sevgili okurlarımın büyük merakını gidermek uğruna peyote tabelasına tırnağımla şöyle bir vurdum, ay bi de bakıym ne görüym sevgili izleyers tabela plastikten ayol! Ben cam mı acaba porselen mi nedir derken, bildiğimiz plastik çıktı alet! Şaşırdık biz de ailecek, aslında o zaman daha büyük bi olay gibi gelmişti, neyse aman zaten tanıdık insanlar için saçmalıyoruz burda diğmi diğmi? Hatta şu sağ tarafta izleyers kutucuğunda adı olan kişilerin dahi siteyi takip ettiğini düşünmüyorum, neyse bilin yani bunları,yeri gelir lazım olur bi muhabbet olur bişiy olur "hee o mu amaan onun da tabelası plastik,hmh!" falan dersiniz.

30 Mart 2009

Kaddafi Sıtaaayl


Kaddafi rockstar olmuş lan! -Bono gözlüğü gibi gözlük taktığı resimler yeni imac-

Kaddafi - The Superstyle!

29 Mart 2009

2009 Yerel Seçimleri


* 2009 yılında - ki 21.yüzyıla tekabül ediyor- görevinin büyük kısmı 4 yılda bir kez yapılan seçimlerle ilgilenmek olan Yüksek Seçim Kurulu'nun bilgisayar sisteminin çökmesi,

* Susuzluktan telef olan Ankaranın seçim vaadi olarak Ankara'ya Disneyland açacağını söyleyen İ.Melih Gökçek'i ısrarla göreve devam ettirmeye çalışması, -15 yıldır-

* Kemal Kılıçdaroğlu ve Murat Karayalçın gibi suratlarından dürüstlük akan 2 adamın Türkiye'de belediye başkanı bile olamaması ve bunun yanı sıra İ.Melih Gökçek ve Mimar Kadir Topbaş gibi denenen ve şehirlerin içine ettikleri çıplak gözle görülebilen, üstelik suratlarından y.vşaklık akan adamların seçim galibi olmaları,

* Başbakanın YSK-server sorunu üzerine çıkıp basın toplantısı düzenlemesi, bu toplantıda Muhsin Yazıcıoğlu kardeşinden falan bahsetmesi,

* Toplantıya "yok efendim sörvör bozukmuş da.." falan diyerek fevri bir başlangıç yapması daha sonra adeta bir şizofren gibi hepimiz kardeşiz laylaylay a dönüş yapması,

* Bu olan biteni izleyen şu minik bünyenin o kadar tiksinmesi ki "bi sus yaaaa" diye bağırarak tuvalete koşması! -radyasyondan koşarak kaçan adam hesaaağbı-

var bunlar!

24 Mart 2009

This mess we're in


Bugünlerde pj harvey-thom yorke düeti This mess we're in e sardım.Sürekli bi repeat halindeyiz evde,sözler benim için pek manidar olmasa da seslerin hatrı büyük.Dinleyelim hem depresyona girelim hem huzur bulalım,ne olduğumuzu şaşıralım,ambale olalım..
Bu da sözlerinin bir/son kısmı:

What were you wanting?
I just want to say
Don't ever change now baby
And thank you
I don't think we will meet again
And you must leave now
Before the sunrise
Above skyscrapers
The sin and
This mess we're in and
The city sun sets over me..

20 Mart 2009

Post-modern Mantarlı Börek Tarifi



Bugün can sıkıntısının nelere kadir olduğunu öğrendik sevgili izleyers..(buarada serhat sana hala çoğul hitap ediyorum farkındayım.deli midir nedir bu kız diye düşünme lütfen çünkü biliyosun bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olucak,yani belki benim blogumu da bir gün tanımadığımız bilmediğimiz bir stranger 15 dakikalığına okuyacak,diğmi ama)
Evet,bugün o kadar canım sıkıldı ki evde,adeta bir Derya Baykal gibi dolapta bozulmaya terkedilmiş bir kısım yiyeceği değerlendireyim dedim.Neydi bu yiyecekler; 1 adet domates,2 adet biber,tepeleri mantarlı makarna yapımında kullanılmış sapları da çöpte yer olmadığı için dolaba konmuş biraz mantar sapı ve 1 tane yufka (1 kat yani-hımm yufka ölçüm birimini bilmiyormuşum,hemen öğrenilecek-)
Efendim,tarife geçeyim,tabii geçmeden önce ben de portakalağacının haticehanımı gibi "annemin leziz tarifi" filan demek isterdim ama maalesef benim annem hiç mantarlı börek yapmaz,o yüzden diyemiyorum.Peki kimin bu tarif derseniz benim efendim,bizzat ben uydurdum,evet.
Evet,şimdi ilk etapta böreğimizi yapmak için gerekli malzemeleri saymıştık,mantar biber yufka mutfak fırın falan demiştik.Gerçi mutfak olmasa da olur ama fırın kesin lazım.Bu gerekli malzemeleri tedarik ettikten sonra yufkamızı böyle çarkıfelekte sayıların yazdığı şekiller gibi kesiyoruz (üçgen de diyebilirdim aslında ama bu geldi aklıma) daha sonra bu üçgenleri biraz zeytinyağıyla yağlıyoruz.Hiii bu arada içi yapmayı unuttuk.Hemen bi tavaya mantar biber ve domatesi küçük küçük doğrayıp pişmeye bırakıyoruz.Pişiyor.Suyunu falan çekiyor.Sonra alıyoruz bundan birer kaşık koyuyoruz üçgenlerimizin büyük taraflarına ve yuvarlıyoruz üçgenleri.Malzemeler bitene kadar bu işlemi tekrarlıyoruz.Daha sonra 200 derecede 20 dakika kadar pişiriyoruz.Sonra çıkarıyoruz bi bakıyoruz ki çok güzel olmuş,afiyetle yiyoruz.Ohh mis..

18 Mart 2009

Mr. İsviçre

"İSVİÇRE'nin Zürih kentinde yapılacak ‘Mr. İsviçre Erkek Güzellik Yarışması’na hazırlanmak üzere Yalı Beldesi'nde kampa giren 16 adayın porno film çevirdiği iddiaları, Bodrum'u karıştırdı. İsviçre'de yayınlanan ‘20 Minuten’ adlı gazetede ‘İsviçreli erkek güzeller porno film çekerken yakalandı’ başlıklı haber, ekip arasında şok yarattı. Haberi adaylarla birlikte Bodrum'a gelen İsviçreli muhabirin yaptığı ortaya çıktı."

burada milliyet.com un güzide haberlerinden biriyle karşı karşıyayız sevgili izlekler..

öncelikle 20 minuten gazetesinin bizdeki 20 dak. gazetesi ile bir benzerliği var mıdır varsa eğer o nası yalan bir gazetedir öyle..
bu konular kafamı kurcalarken erkek güzellik yarışması için kampa giren 16 erkek o kampta naapıyodur acaba sorusu da on the other handdeydi..
isviçreden bu grupla beraber gelen isviçreli gazetecinin de -gerçi 20 minuten gazetesi yazarı ama- aklından neler geçtiğini merak ettim doğrusu..
sanırım sürekli bu 16 yakışıklıyı takip etmekten komplekse girdi,böle asparagas bi haber attı ortaya..yazıııık



"Adaylardan, satış elemanı 24 yaşındaki Dominik Haevel yaptığı açıklamada “En büyük derdimiz ve sıkıntımız fiziki durumumuzdan ötürü gay sanılmamız. Kesinlikle gay değiliz, olmadığımız gibi bu tür yanlış imaj yaratan haberlerle bu yarışmaya darbe vurulmak isteniyor. Geldiğimiz günden beri Yalı Beldesi, Bodrum ve gittiğimiz her yerde halkın büyük ilgisi ve sevgisi ile karşılaştık. Hiçbir sorunumuz olmadı. Bu yüzden Bodrum’u ve Türkiye’yi en iyi şekilde tanıtmaktan ve yarışmaya hazırlanmaktan başka bir çabamız yok. Habere çok üzüldük” dedi."

Fiziki durum derken?
çok yakışıklıyız o yüzden hep gay sanılıyoruz allah kahretsin..
ah dominikciğm tek derdin bu olsun be canım yalnız kim neden bu yarışmaya darbe vurmak istesin dominik?o kısmı pek anlayamadım..
bi de neden bodrumu ve türkiyeyi en iyi şekilde tanıtmak zorunda hissettin kendini,orası da ayrı bi muamma..
velhasıl kelam,gece gece okuyup idrak edemediğim bu özel haberi sizlerle de paylaşmak istedim sevgili sevgililerim..
öptümsle

05 Mart 2009

Biraz da gülelim!


üstüne tıklayınca büyüyo haa
ihbin ihbin :)

Revolutionary Road


Sam Mendes’in son filmi Revolutionary Road’u çok çok başarılı buldum. Haddinden fazla etkileyici, neredeyse “bir film izledim hayatım değişti” filmi.
Filmin ilk yarısında 1950lerin tipik Amerikan ailesiyle karşı karşıyayız.Güzel bir eş,sevimli bir ev,2 sağlıklı çocuk ve eve ekmek getiren yakışıklı koca.Wheeler’lar; yaşadıkları muhitte sevilen,örnek gösterilen bir çift.Ama filmin ortalarına doğru eve ekmek getiren Frank’in fırından pek haz etmeyişi,bu durumdan rahatsız olan ve gençlik hayallerinin peşine düşüp Paris’e gitmek isteyen April’ı görüyoruz perdede.Paris’e taşınma fikrini Frank’e açan April önce olumlu yanıt alıyor kocasından.Evde bir sevinç tufanı,bir bayram havası..Tam da bu sırada Frank bir terfi alıyor ve Paris fikri artık o kadar da çekici gelmemeye başlıyor Frank’e.Üstüne bir de April’in 3.bebeğe hamile kalışı..Ve sevimli Wheeler’ların parçalanışı başlıyor.Bu kopuş sürecinde en dikkat çeken sahnelerde hep Kate Winslet ve muhteşem oyunculuğu var.April’in mutsuzluğunu harika bir şekilde yansıttığı evdeki kavga sahnesi,dokunursan çığlık atarım tehdidinden sonra gelen çığlık,komşusuyla birlikte olduğu sahne,bakışlar,sigara içişler hepsi muhteşem.

Ve sonra birdenbire,bir sabah eşine kahvaltı hazırlayan,hiçbir şey olmamış gibi davranan yine yeniden kusursuz eş April..Ve filmin vurucu sonu.. (Burada “e o kadar anlattın sonunu da yaz bari” dediğinizi duyar gibiyim sevgili izlekler ama olmaz, prensiplerim vardır!)
Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio’nun oyunculukları daha önce de söylediğim gibi takdire şayan, fakat birçok kişinin aksine ben filmdeki deli/dahi matematikçi John Givings (Michael Shannon) karakterini biraz gereksiz buldum. April ve Frank’in açmazlarını zaten adem olan anlamaktayken gözümüze gözümüze sokulması olmamış diyor ama yine de filmi en sevilenler listeme ekliyorum..