31 Ağustos 2009

Son Dakika!

Bugün Sabri ve Şapşiyi ayırdık. Evet! Vaftiz babaları Erkan ve ben bunu yaparken gerçekten üzüldük. Ama yapmak zorundaydık. Günlerdir benim biricik Şapşime, ilk gözağrıma bi rahat vermedi o Sabri ayısı! Dibinden ayrılmadı, arkasından sinsi sinsi yaklaşıp onu korkutup durdu. Neden sonra anladık ki, Sabri Şapşiyi öpmeye değil yemeye çalışıyorduuu! Zavallı Şapşicik de artık paranoyak olmuş, Sabriden köşe bucak kaçmaya başlamıştı. Ama takdir edersiniz ki fanusun içinde köşe bucak kaçmak biraz zor olduğundan yavrucak adeta işkence çekiyordu. Bu zulme daha fazla tepkisiz kalamazdık! Ve Sabriyi F tipine (kavanoza) aldık! Bunlar da basına yansıyan ilk fotoğraflar:

Sabrinin cezasını çektikten sonra yeniden takımla birlikte çalışmaya başlayacağı da sızan haberler arasında. Bakalım. Zaman göstericek..

30 Ağustos 2009

Karşı Pencere

2 gündür cam pencere açık salonda takılıyoruz.(Şapşi, Sabri ve ben) Canım feci sıkıldığından habire camdan bakıyorum.(ben) Uzun zamandır resmen hayatlarını kıskandığım bir çift var karşı apartmanda. Camdan bakarken çaktırmadan evlerinin içini gözetliyorum sürekli.(2 yıldır filan) Ama bugün bir başka keyiflilerdi. Acayip özendim onlara. Bi de isim taktım çiftimize ben kendimce; Tolga ve Çiğdem diyorum, çünkü tipleri tam bir Tolga ve tam bir Çiğdem. Kız belki başka bişey de olabilir ama çocuk kesin Tolga! Neyse işte bunlar bugün bütün gün keyif yapıp beni çatlattılar! Çiğdem mutfakta biraz oyalandıktan sonra turuncu küçük ibriğiyle (çiçek sulama şeysine ne deniyodu unuttum!) çiçeklerini suladı, bu sırada Tolga evin içinden terasa açılan merdivenlerden yukarı çıktı ve terastaki masaya oturup soğuk olduğunu tahmin ettiğim birasını boğaz manzarası eşliğinde yudumladı. Çiğdem kuruyan çamaşırları katlarken Tolga da terasın arka köşesindeki tanımlayamadığım birşeyi tamir etmeye çalıştı. Başardı mı bilmiyorum ama kısa süre sonra dönüp yerine oturdu. Bu sırada evde işini bitiren Çiğdem de terasa çıktı birlikte oturup keyif yaptılar akşama kadar. Ben de evde sıkıntıdan çatladım. Pöff! Bu böle olmaz ama yaa, devlet buna bişey yapması lazım artık!

27 Ağustos 2009

Serhat gitti!

Başa döndük tekrar. Şey gibiyim. Wordde sayfalarca yazı yazmışım, bitince sevinmişim bitti diye ama sayfayı kaydetmeden kapatmışım gibi. Çok gıcık!

İlk gidişinde beni neyin beklediğini tam olarak bilmiyodum, hayatımda bi değişiklik olucaktı ve kötü de olsa onun heyecanı vardı sanki. Bu sefer beni tam olarak neyin beklediğini biliyorum -Yine msn başında saatler, yine telefonlar, mesajlar, orda şimdi saat kaç hesaplamaları, mailler, tek başına yıldönümleri, geri sayımlar vs.- ve bundan hiç hoşlanmıyorum! Çünkü çok yaşlandırıcı,ağlatıcı, hayattan soğutucu, yaşama sevincini öldürücü şeyler bunlar..

Yaa, öle işte..

26 Ağustos 2009

Sabri


Şapşinin tek başına sıkılacağını düşünüp arkadaş aldık ona bi tane. Adını da Sabri koyduk. Rengi sarı ve sürekli oraya buraya koşuyo! Sabri Sarıoğlunu hatırlattı bize kendisi, o yüzden bu ismi uygun gördük. Onun sayesinde Şapşi de biraz hareketlendi, miskinliğini attı üzerinden. Hatta baya kıran kırana mücadele var, kraker savaşları yaşanıyo fanusta!

Sabri (isminden de anlaşılacağı gibi) erkek. Arada Şapşiye kur yapıyo. Gözümden kaçmadı. Böle gidiyo sürtünüyo filan! Hatta az önce dudağından öpmeye çalıştı ama Şapşi çok mutasıp olduğundan kaçtı hemen olay yerinden. Bayat numaralar bunlar tabi ama sonuçta onların da ortamları farklı. Ancak o kadar oluyo demek ki. Görmezlikten geliyorum zaten utanmasın çocuklar diye, rahat rahat flört etsinler. Sabri Şapşiden büyük gerçi biraz ama olsun erkeğin olgun olması iyidir diye düşünüyorum..

Yalnız Sabrinin biraz bağırsaklar bozuk sanırım. Sürekli kaka yapıyo. Sonra kız görmesin diye yemeye filan kalkıyo kakasını. Canım ya. Çok saf!

Öle işte. Takılıyolar fanuslarında. Bi gelişme olursa (öpüşürlerse filan mesela) haber veririm size yine sevgili elifella.blogspot ahalisi..

Öpücükler..

25 Ağustos 2009

Şapşi

Bu benim yeni (ve ilk) balığım. Adı şapşi. Sevgilim onun yokluğunda oyalanıym diye hediye etti bana bu şapşiriği.
video
Bugün Serhatla beraber Mecidiyeköye gittik sırf bu Şapşi'yi bulabilmek için. Profilonun karşısında kocaman bi petshop vardı, girdik, içerde bissürü balıklar köpekler var. Önce köpeklere doğru meyillendik. 2tane minik golden bi kafeste duruyolardı, bi tanesi Serhatı acayip sevdi. Ona doğru zıplamaya filan çalıştı camın içinden. Bana pek pas vermedi :( Sevgilim de köpekçiği çok sevdi, üzüldü kafeste kaldığı için, dudakları düştü hemen aşağı :( Sonra balıklara doğru gittik ama balıklarla ilgilenen amcayı hiç sevmedik. Biz orda çocuklar gibi şeniz, balık seçmeye gelmişiz, adam bütün şevkimizi kırdı. Mıymıy bişiler söylendi yok o onda yaşamaz, o ölür bilmemne. Neyse sinir olduk çıktık. Tam umutsuz umutsuz yürürken ben bi pasaj gördüm ve sanırım Samsun çiftlikteki içinde petshop olan pasaja benzetip burda kesin vardır diye girdim içeri! Harbiden de vardı kuş ve balık satan bi dükkan. Hem çok da tatlıydı amca. Kocaman fanus, süslü taşlar, yem ve Şapşiyi 20 liraya aldık çıktık. Sevgilim öle heveslendi ki Şapşiyi evine yerleştirmek için resmen koşar adım yürüdük. Eve geldiğimizde daha ben ellerimi yıkayıp pijamalarımı giyerken Serhat çoktan Şapşiyi yerine yerleştirmişti. Sonra dakikalarca oynadık onla. Sohbet ettik. Evde ilk günü olduğundan bi kıyak geçip bütün yem verdim ona (amca yarım demişti aslında) Sonra bu Şapşi yemi olduğu gibi yuttu! Bu arada Serhat da balığa seslendirme yapıp boğulma sesleri filan çıkarmaya başlayınca öyle korktum ki ilk günden ölücek sandım! Ama 2 dakika sonra olduğu gibi çıkardı yemi ağzından geri, sonra da tırtıklamaya başladı. Bu arada Serhat hala balığa seslendirme yapmaya devam ediyodu..

18 Ağustos 2009

Dolma

Meğer dolma yapmak ne zevkli bir uğraşmış sevgili blogçular..

Herşey markette dolmalık biberleri görüşümle başladı. Artık kabak, taze fasülye ve mantar yemeklerinden bıkan ben nasıl yapıldığı konusunda hiçbir fikrim olmamasına rağmen dolmalık biber almaya karar verdim. Eve gelip hemen yemek sitelerine saldırdım, portakalağacı.com sizin afiyetolsun.com benim gezip tarif okudum. Okuduklarımdan hiçbiri aklımda kalmamasına rağmen uydura uydura baya başarılı bir iç hazırlamayı başardım. Buraya kadar her şey güzeldi. Ama sıra dolmaların şapkalarını çıkarmaya geldiğinde elim ayağım tutuştu. Bikaç kez evde annem yaparken yanına gidip deneyip nasıl da dolmaları mundar ettiğimi hatırladım. Ama yılmadım canlarım. Resimde de görebileceğiniz gibi işimi son derece ciddiye alarak çalıştım ve dolmaları ziyan etmeden oymayı başardım. Sıra pişirmeye geldiğinde ise sevgili Orbey Ünsay arayıp Yıldız Parkına top oynamaya davet etti bizi. Kendisi çok sevdiğimiz bi arkadaş olduğundan kıramadık hemen gittik. Hemen gittik derken Yıldız Parkının hangi park olduğuna karar verip ve yolda insancaazlara sorup yolu öğrendikten sonra hemen gittik demek istiyorum. Dolmalarım tencerede öylece yatıp pişmeyi beklerken ben parklarda bahçelerde cirit atıyordum ama aklım da dolmalardaydı. Neyse ki kısa süre sonra hava kararmaya başladı ve parkın sulanma vakti geldi. Biz de evlerimize yollanmak durumunda kaldık. Erkan-Serhat-ben hemen eve koşup dolmaları pişirip afiyetle yedik. Ceren ve Dilara da yemekte bizleydi. Sölemesi ayıp herkes parmaklarını yedi. Ve sınırlı sayıda olduğundan dolayı hemen tükendi. Ama en kısa zamanda tekrarlıcam sevgili okurlar. Afiyet olsun dediğinizi duyar gibiym. Gelin birlikte olsun.

13 Ağustos 2009

Into the Green: İstanbul-Batum-Hopa-Artvin-Şavşat-Vel

Bilogcuğm;

1 haftadır yokum,farkındayım, haber de veremeden gittim, onu da biliyorum ama bütün ailenin annanemlerde toplandığını ve sabaha kadar pis 7li oynayıp gülmekten altlarına kaçırdıklarını duyunca duramadım artık daha fazla,atladım gittim..

İstanbul-Artvin arası otobüsle 24 saat sürdüğü için ve benim yıllardır otobüs yolculuklarında iflahım söküldüğü için uçakla Batum'a gidip ordan Şavşat'a geçmekte karar kıldım.Thy Hopa-Batum seferlerini ortak yapıyor ve yolcuları Batumdan Hopaya Havaşla taşıyor. Bu yarım saatlik yolculukta yolcular da Gürcistan'ı gözlemleme şansı buluyor.-Allahım yine pazar eki tadında ilerliyorum!-

Uçakta Gürcüler telefonlarını kapatmayarak, tuvalette sigara içerek ve kahvaltıda bira ve/ya viski içerek hemen ortamda sıyrılmayı bildiler.[Tebrik ediyoruz kendilerini] Yanımda Arhavili bir Selim Bey oturuyordu.Ben B koltuğunda oturduğumdan ve 2 kişinin arasında zaten dar olan uçak koltuklarında sıkıntıdan patladığımdan sürekli kıpırdandım,oflayıp pufladım.Sıkıldığımı anlamış olacak ki "İstersen yer değiştirebiliriz" dedi.Teşekkür edip iyi olduğumu söyledim.İlerleyen dakikalarda Selim Bey oflamalarıma çeşitli dergilerle olsun, dizime sürpriz olarak bıraktığı ıslak mendillerle olsun çareler bulmaya çalıştı.Buradan Selim Beye ve diğer nazik insan evlatlarına teşekkür ediyor ve "Hep böyle kalın" demek istiyorum..

Size biraz Batumi gözlemlerimden bahsedeyim: Batum coğrafik olarak yurdun kuzey doğusundan farklı değil.Gayet dağlık.Ama tabi Karadenize kıyısı var. Karadenizdekinin aksine kadınlar elbiseleriyle değil mayolarıyla giriyo denize.Bunun dışında pek bi farkı yok yoksulluk, sefalet, döküntülük ilk bakışta yakıştırılacak tanımlamalar..

Hopada indikten sonra Artvin minibüsüne bindim ve Kazım'dan Karadeniz türküleri dinleyerek barajın etrafından yolları tırmanırken yüzüme acayip bi gülümseme yayıldı.Uzun süre öylece gülerek yollara bakındım.Ege'ye Akdeniz'e tatile gittiğimde hep hissettiğim o yabancılık ve eksiklikten eser yoktu o anda..
Artvinde inip yolun en zor ve en kıvrımlı kısmının beni beklediğini fark ettiğimde o gülüş biraz eksildi gerçi ama yine de mutluydum.

O sabah 8 de gözümü açmamla başlayan yolculuk akşama doğru [sanırım saat 6ya geliyordu] bitti.Ve o andan itibaren ailecek mütemadiyen hamur işi yiyip pis 7li oynadık. -"Tekim!" -"Nah teksin!"[Burada A, 7 ya da joker atılıyor] diyaloglarıyla bezenen pis 7li seanslarının dışında sessiz sinema, nesi var, çot gibi geniş bir yelpazeye yayılan oyun çeşitlerinin hepsini oynadık ama pis 7liden aldığımız tadı hiçbişeyden alamadık.Derken yine İstanbula dönme vakti geldi çattı,en yakın zamanda görüşmek umuduyla sevdiceklerimi arkamda bırakıp eve döndüm.Fark ettiyseniz dönüş yolculuğunu kısa kestim. Zira babam arabayla Hopaya kadar bıraktı, uçakta bir Selim Bey yoktu ve hiçbir yerde Kazım çalmadı. Dolayısıyla anlatmaya değecek birşey yoktu.Zaten olsa bilirsiniz anlatırım sevgili okurlar.Öpüldünüz..

05 Ağustos 2009

Eski sevgilinin düğününde halaybaşı olmak

Hepimiz geçen hafta gazetelerde bekarlığa veda partisinde eski sevgilisiyle basılan kadını okuduk. Kimimiz güldü, kimimiz takdir etti [hangimiz bilmiyorum] kimimiz ise küfür etti, allah belasını versin bu kadın milletinin filan dedi. Buraya kadar güzel, yani güzel dediysek olayın güzel bi tarafı yok tabi ama en azından ortada cinayet filan yok, buna sevinebiliriz. Bu ablamız artık nasıl cevval bir kişiliğe sahipse, susup pısıp dizini kırıp oturmak bir yana dursun, halen ortalarda demeç veriyor. Şimdi sizlere Milliyetteki o muhteşem haberden sizleri düşünmeye sevkedecek birkaç satırbaşı: - benim paranteze aldığım yerleri düşünüceksiniz ha yanlış yerleri düşünmeyin -

S.R., "Eski sevgilim, davet etmediğim halde partiye gelmişti. Orada başka erkek arkadaşlarım da vardı" dedi. [başka erkek arkadaşlarım!] [Ben sıçtım tüyü nereye dikeyim?]

Cinayet işlenecek diye çok korktum. Eşim geldiğinde, eski sevgilimin üstünde kapri pantolon vardı ama oynayıp terlediği için tişörtünü çıkarmıştı. [Eski sevgili evleniyor diye göbek atmak!]

M.K. içeriden acayip sesler geldiğini söylemiş. Televizyonun sesi ilk açılışta yüksek çıktığı için bir korku filminden gelen sesleri duymuşlar. [Acayip sesler?]


Benim için arkadaş, arkadaştır. Çıplak da olsa, yatakta da olsa, sevgili ve eş başka şeydir.
[Bu cümleyi komple alın][Ben yine sıçtım tüyü aynı yere mi dikeyim?]

04 Ağustos 2009

Bir yaz gecesi bulmacası

Şu hayatta Kadir Tapucu diye bir insan olması. Bir yaz gecesi bulmaca çözerken insanın karşısına çıkması. Adının tabi ki hatırlanamaması. "Başkaldıran", "Uçakta pilot yeri", "İyiden iyiye" gibi kelimelerin anlamlarının kutucuklara yazılması vasıtasıyla Kadir Tapucu isminin zihinde ön saflara gelişi. Ama hala Kadir Tapucu'nun tek bir şarkısının tek bir kelimesinin bile hatırlanamayışı. Hayat işte, böle garip, böle cilveli.



*Edit: 2 saattir uğraşıyorum, katiyen resmi düz döndüremedim! Zaten bugün template i değiştirmeyi de beceremedim, kafayı yiyodum. Yoksa blogculuk yeteneklerimi gün be gün kayıp mı ediyorum? Dındın dındın.. [Burada horror müziği var]

*Kadir Tapucu şu an naapıyo acaba? Canım yaa..

03 Ağustos 2009

Balkon

Bu geceki üzüntü topicimi belirledim: Balkonumuzun olmayışı.
Hadi hayırlı kahırlar!

02 Ağustos 2009

İç ses

Good Evening, Elif! You have no unread messages in your Inbox. Vay be Yahoo! Sağol. Var ol! Var olmanın dayanılmaz hafifliğini tat. Veya bilmiyorum istersen Yudum'un dayanılmaz hafifliğine kapıl biber kızart. Üstüne domatesli sarımsaklı sos yap. Annemin yanında olsam şimdi. Şu an ama. Kızartma yapsa bana. Ama annem şu an 400 tl uzaklıkta. Acaba gün gelicek bütün ölçü birimleri tl olucak mı ülkemde? Ülkem , küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak. Büyüklerimi sayma zorunluluğunu hangi akıl soktu ki aklımıza? Ve sizin de aklınıza ey büyükler! Heey 3 büyükler! Formalarınız berbat. Özellikle mor olan ve pençeli olan. Fenerinki güzel ama. Takımım diye sölemiyorum yaptı mı güzel yapıyo şerefsizler! Ama yaptı mı. Yapmadı mı da yapmıyo. Bi daha okusana bi. Yapmadı mı da. Komik :) Bence tabi. Tabiğ. Tebliğ. Tebligat. Manasını şakkadanak söyleyemeyeceğimiz ne kadar çok kelime biliyoruz diğmi sevgili okur? Ben çok biliyorum valla. İyi ama ya güzel bence. Bulmaca çözerken filan işe yarıyo. Bulmaca deyince herkes benim gibi çengel bulmacayı mı anlıyo direkt acaba. Bence öyledir. Bu öğlende Radikal geçti elime. Kapak sayfasında türlü türlü memeler var. Valla. Üstelik bazıları çok çirkin. Ama gazeteye çıkmayı başarabilmişler. Zaten gazeteye çıkmayı başarabilen kaç tane güzel şey var ki? Hürriyet'in arka sayfa güzelini tenzih ederim. Tespit ederim. Ama tespih edemem. Teşbih edebilir miyim bilmiyorum. Sanmıyorum. Edebilsem iyi olurdu ama. Neyse beni dinlediğiniz (aslında okuduğunuz için demek istiyorum burada) teşekkür ederim.Hiçbişey edemezsin!