11 Mayıs 2015

Yürüyüş

İnsan canı çok sıkılınca ne yapar? Aslında doğrusu, canı çok sıkılınca değil, canı çok sıkkınken ne yapar? Benim için bu sorunun cevabı şu: Şöyle bir hava almaya çıkıp biraz yere bakarak yürüyüp geri döner. Yürüyüşün uzunluğu da genelde canın sıkkınlığıyla doğru orantılı olur. Henüz geri dönmeyecek kadar sıkılmadı hiç canım. Bir gün can sıkıntım dayanabildiğim eşiği aşarsa belki de bir yürüyüşe çıkıp eve de geri dönmem, bilmiyorum. Yürüyüşün böyle durumlarda ne kadar iyi geldiğini, ne kadar yardımcı olduğunu Nurla ve Çağla'yla konuşmuştuk yakın zamanda ama birlikte büyüdüğümüz için davranış biçimlerimiz çok benziyor birbirine. Dolayısıyla bunun başkaları için de böyle olup olmadığından emin değildim. Ta ki, 5harfliler.com'daki Emma Gatewood yazısını okuyana kadar. O yazıdan hareketle biraz araştırıp öğrendim ki sadece benim için değil bir sürü kadın için bu böyle. İyi gelmesinin yanı sıra kendini tanımanı da sağlayan bir etkisi var üstelik.

Gatewood'la başlayalım. 67 yaşındayken ani bir kararla yola çıkıp ABD'nin doğu yakasını nerdeyse boydan boya yürüyen Emma Gatewood'la. Hakkındaki detaylı yazı 5harfliler'de. Ama buraya da birkaç cümle alıntılayacağım. Emma Gatewood'un birazdan bahsedeceğim diğer kadınlardan farkı, oldukça yaşlı oluşu. 67. yaşını sürdüğü günlerden bir gün, bir dişçi muayenehanesindeki dergilerin birinde gördüğü Appalachian Yolu'nu yürümeye karar veriyor. Demek ABD'de dişçi muayenehanelerinde gezi dergileri var. Acaba onların dergileri de sekiz yıl öncesine mi ait oluyor genelde? Neyse. Bu yolu yürüyen ilk kadın Gatewood. Ve yürüyüş tam beş ay sürüyor. Daha da ilginci 72. ve 75. yaşlarında birer kere daha yürüyecek aynı yolu Gatewood. Aslında bu tekrarlar bana yürüyüşün sandığım kadar işe yaramadığını düşündürdü ama yine de kendini tanımakta çok etkili bir yol olduğuna inanıyorum. Gatewood hakkında Grandma Gatewood's Walk: The Inspiring Story of the Woman Who Saved the Appalachian Trail isminde bir kitap yazılmış. Bir belgesel de hazırlanıyor imiş.

Yürüyüşten medet uman bir başka kadın, 50 kiloluk sırt çantasını yüklenip kendini Pasifik Yürüyüş Yolu'na vuran Cheryl Strayed. Annesinin hastalığını, ona kötü davranan erkekleri, ona iyi davranan kocasını, kardeşini, uyuşturucuları, her şeyi geride bırakıp uzuun bir yürüyüşe çıkmış 27 yaşındaki Strayed. Yürüyüş sırasında tuttuğu notlardan oluşan Wild: From Lost to Found on the Pacific Crest Trail isimli kitabı Wild ismiyle bir filme de çekildi. Başrolde Reese Witherspoon var. Filmin başında yapamayacağını, geri dönmesi gerektiğini sık sık düşünen karakterin güçlü ve her şeyle başa çıkabileceğine inanan bir kadına evrimi beni epey etkilemişti.

Avustralyalı Robyn Davidson ise yürüyüşünde yalnız değil. Batı Avustralya Çölü'nü yürüyerek geçerken yanında köpeği ve yürüyüş öncesi iki yılını harcayıp evcilleştirdiği üç deve var. Dokuz ay süren yürüyüşü boyunca belirli noktalarda National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan ile buluşuyor. Aralarında garip, gelgitli bir ilişki var. Davidson'ın NG için yazdığı yolculuğu daha sonra Tracks ismiyle filme de çekildi hatta. Filmde Rick Smolan'ı Girls'teki Adam (Edım) oynuyor ve bu film de gayet güzeldi. İzlerken, yıllar önce anne-babmla gittiğim bir tatilde turistik bir deveyle çektirdiğim fotoğraf geldi. Çok korktuğumu hatırlıyorum hayvandan. Şimdi de bana epey uzak üç deveyle birlikte bir yolculuğu çıkmak. Baya uzak. O ne öyle hatta yani. Düşündükçe iyice saçma geliyor. Gerçi Davidson'ın mantıklı bir sebebi vardı, sanırım eşyalarını develere taşıttırıyordu. Filmi izleyeli epey oldu, unutmuşum.

Velhasıl, umuyorum hayat beni uzun bir yürüyüşe çıkmak zorunda bırakmaz. Çünkü ben böceklerden çok korkuyorum.

Hiç yorum yok: